Trene binilir, itinayla gidilir!

Dec 6

Zamanların birbirne bağlayan köprü; Doğu Bloğu

Pfil - Mayıs / 2010

Yazı: Deniz Tarı

Gündelik koşuşturmanın içersinde hepimiz yaşamımızı simgeleyecek anlamlı bir öykünün peşinden gidiyoruz. Öykülerimizi belli bir anlatı ve içine yerleştirip anlatma mücadelemizde birbirimizden besleniyoruz. O’nun öyküsü bana yeni bir kapı açıyor, benim ki sana. Yol ayrımlarına gelince seçimler her ne kadar farklı olsa da öyle ya da böyle hepimizin öyküsü bir noktada kesişiyor. Dünya bir tuval ve öykülerimiz de bir renk ise, bizi birbirimize kavuşturan fırçada yeni yollar, keşfedilmeyi bekleyen diyarlar. İşte keşfedilmeyi bekleyen öykülerin iç içe geçtiği bir diyar Doğu Bloğu. Zamanın dilimlerinin birbirine karıştığı, eskiyle yenin bütünleşme mücadelesi verdiği, büyük ve geri çevrilmesi olanaksız yıkımların izleri her köşesinden okunan, güçlü ve hüzünlü, her kenti çok öykülü Doğu Bloğu…

Varşova

Doğu Avrupa’nın zümrüdüanka’sı, Polonya’nın kalbi Varşova, çok öykülü bir kent. Hem yüzyıllar öncesine ait, hem çok yeni. İkinci Paylaşım Savaşı döneminde Nazilerin yerle bir ettiği için hem hüzünlü, Sosyalist rejimin küllerinden yeniden doğmasını, yapılanmasını sağladığı için hem diri. İkinci Dünya Savaşı’nda yıkılmış yapılarını, eski fotoğraflarla tekrar aynı hale getirmeye uğraşmış bu ferah şehrin mimarisi de kendi yapısı gibi çok öykülü. Eski ve yeninin izleri şehrin her yanında öyle ki, şehrin kendisi bile eski şehir (Stare Miasto) ve yeni şehir olarak (Nowe Miasto) ikiye ayrılıyor. Şehrin yeni yüzü kapitalizimin izlerini taşıyan plazalarla kaplıyken, eski yüzünde göreceğiniz her bina unik bir mimarisiyle geçmişin izlerini taşıyor. Şehrin herhangi bir noktasından otobüsle 10 - 15 dakikalık bir yolculuk ile bugün Unesco tarafından dünya mirası olarak ilan edilen ve koruma altına alınan eski şehire ulaşılabiliyor. Tamamı yürüyerek gezilebilecek olan eski şehir, küçük dar sokaklarıyla genişçe bir meydana açılıyor ve meydan size sırtını birbirine dayamış, barok ve gotik  mimarinin harmanlanmasından oluşan, renk renk boyanmış tarihi binalar ile gülümsüyor. Şehrin merkezi İkinci Paylaşım Savaşı’nda yaşanan yıkımı belgeleyen, mutlaka önlerine çiçek bırakılmış, küçük anıtlar, heykeller, binalara çakılmış tabletlerle dolu.  Eğer yaşadığı acıları ne unutmak ne de unutturmak istiyen bu şehri bir tepeden görmek isterseniz Stalin tarafından bu şehre armağan edilen 230 metre yüksekliğinde ve Rus stilinde inşa edilmiş olan Voluminous Sarayın’a, bu, göldeki küçük teknelerle bir gezinti yapıp sessizliğin tadını çıkarıp sadece şehri dinlemek istiyorsanız Lazienki Parkı’na, geçmişe uzanan bir yolculuk yapmak içinse Ulusal Müze”, “Varşova Müzesi”, “Chopin Müzesi”ne mutlaka uğrayın. Ve Polonların milli içkisi olan Zubrowka’yı tatmadan Varşova’dan ayrılmayın.

Budapeşte

Bir Macar deyimiyle “Kendisiyle çevrili” bir sanat tarihi ülkesi Macaristan’da iki yana ayrılmış  bir şehir Budapeşte. Doğu ile Orta Avrupa arasında tarih kokan bir köprü. Tuna’nın sağ yanında tepeler üzerine kurulmuş Buda’yı, sol yanına düzlüğe uzanmış Peşte ile bir bütün kılan 7 köprüsü ile  uyumayan bir şehir. Eski ile yeninin, geleneksel ile modernin karmaşık armonisi. Coğrafi konumu, tarihi eserleri ve diğer çekicilikleri ile Avrupa’nın en güzel şehirlerinden biri. Tuna’nın zerafet ve onu taçlandıran 7 köprü, Gotik, Roma ve Barok mimarisini bir arada bulunduran çeşitli dönemlerde inşa edilmiş klise ve eski yapılarıyla görkemli bir mimari sunuyor. Devasa heykeller, ara sokaklara serpiştirilmiş küçük el sanatları galerileri ve antikacılarla sanatı tüm hücrelerinizde hissedeceğiniz bir şehir. Ayrıca Budapeşte kaplıcaları ve hamamlarıyla da ünlü. Roma döneminden kalan hamamlar bulunsa da, şehirde bulunan dört Türk Hamamı’na (Rudas, Rac, Kiraly, Csaszar) Osmanlı mimarisinin sanat şaheserleri gözüyle bakılıyor. Bu bölgedeki bulunan Szechenyi Gyogyfürdö (Szechenyi Hamamı), ise muhteşem bahçesi ve barok tarzı mimarisiyle kentin en sıcak doğal su kaynağının üzerinde yer alıyor. Avrupa’nın en eski lunaparklarından Vidampark’ı ve en büyük ikinci hayvanat bahçesini ziyaret etmeden, Osmanlıdan kalma hamamlara uğramadan, ,Unesco tarafıdan “Dünya Kültür Mirası” listesine alınmış Parlemonto Binası ve şehrin gözbebeği olan Opera binası Operahaz’ı görmeden Budapeşte’den ayrılmayın.

Prag

Bir çok ülkenin sahip olmak istediği, bu yüzden de bir sürü etnik grubu bir arada barındıran, masallara, efsanelere  konu olmuş köprüler şehri Prag. Hem masallardan fırlamış gibi, hem gotik, hem romantik, hem büyüleyici.  Kent merkezinin çevresine konumlanmış dar sokakları, arnavut kaldırımları, kasvetli ve eski havası, yağmurlarıyla efsunlu bir şehir.. Ortaçağ sokaklarından oluşan labirentlerinde kaybolmak, zamanda yolculuk yapmak gibi. O havayı solurken, tarihle iç içe hissetmemek mümkün değil.
 Köprüler şehri Prag’da sanatın kalbi sokakta atıyor. Sanat tiyatro, opera, dans. gösterileri yapan sokak sanatçıları, gravürler, değişik kuklalar ,köprü üzerlerindeki ressamlar,rengarenk ve el işi eşyalar şehrin her köşesinde
. Zamanla birlikte belli gökcisimlerinin hareketlerini de gösteren astronomik saate ve Disneyland’a ilham kaynağı Tyn Klisesi’ne ev sahipliği yapan “Staromestske Namesti” yani Eski Şehir Meydanı, Prag Kalesi, Franz Kafka müzesi, Charles Köprüsü,  yılın oniki ayı kalabalık, üzerinde kırktan fazla herkel bulunan, Vltava nehri üzerinde altı yüz yıllık görkemi ile uzanan  Karlov Most  köprüsü ile her tarafı bir fotoğraf karesi bir masallar şehrinden dünyaca ünlü Pilsner birası içmeden dönmeyin.

Bratislava

Macaristan ve Avusturya arasında konumlanmış Slovakya’nın içinden Tuna nehri geçen başkenti Bratislava. Bir günde tarihi ve turistlik yerlerin yürüyerek gezileceği  heykellerle donanmış klasik bir Orta Avrupa şehri. Şehir eski şehir ve yeni şehir olmak üzere ikiye ayrılıyor ve bir yabacının ilgisini çekecek çoğu şey eski şehirde bulunuyor.  Bu bölgede dolaşırken oldukça modern bir binanın yanı başında, karşınıza pencereleri tuğla ile örülerek kapatılmış veya taş yünleri sıkıştırılmış ,savaşdan kalma olduğunu evler çıkıyor Şehrin sokakları sanki bir açık hava müzesi gibi. Yolunuz Bratislava’ya düşerse eski şehirle yeniyi birbirine bağlayan Novy Most köprüsüne ve Bratislava Kalesi’ne çıkıp şehre bir de oradan bakın.

Bükreş

Romanya Ovasının ortasında, Tuna Irmağının bir kolu olan Dimbovita’nın kıyısında kurulmuş hüzünlü bir başkent Bürkeş. Caddelerinde yanyana sıralanmış binbir türlü değişik mimari tarzı birbirinden farklı dönemleri bir arada sunuyor. Geniş bulvarların kenarına duvar gibi dizilmis sosyal blokların arkasındaki zarif ve birbirinden guzel sokakları kesfetmek,  geniş caddeleri ve kocaman parklarıyla zamanın birbirine geçtiği, keşfedilmesi gereken bir şehir Bükreş.


Page 1 of 8